Kuran Kursu Hocalığı

Gene bu şekilde bir sabah, kucağında bebeğiyle geldi. Derhal aldım masaya. Okumaya başladı. Sesi her zamankinden daha titrek geldi. Sık sık yutkunmaya başladı. Dayanamadım ve dersi kestim. Vehamet dolu gözlerle yüzüme baktı. Sınıfa göz gezdirdim, hepsinde bir endişe vardı. Benim bilmediğimi biliyor gibiydiler.

– Bir sorunn mı var? Dedim.

Yeniden yutkundu. “Dışarı çıkalım mı?” dedim.

İmdat bekler şeklinde arkadaşlarına baktı ve “yok hocam, hepimiz benim ne çektiğimi biliyor esasen” dedi ve sustu, başını önüne eğdi. Gözlerinde yağmur damlası benzer biçimde yaşlar akıyordu, sonra hıçkırmaya başladı. Gözyaşı bulaşıcıymış ya bir de ben sulu gözlü olunca, burun çekenlerin sayısı artıverdi.

Sınıfta buz şeklinde bir hava esti. Her insanın ağzı bıçak kesmişçesine kapalı, ders çalışanlamış olur suskun, gözler onun üzerine dikilmişti. Bir müddet ağladı ve anlatmaya başladı “Hocam, ben kaçarak evlendim. Kaynanam oğluna başka birini alacakmış, bizler de birbirimizi seviyorduk kaçtık. O yüzden kaynanam beni hiç istemedi. Kaynatamı da doldurur üstüme salardı, beni dövdürürdü.

Kendisi kapılara vurar, eşyaları kırar sonra da “gelin yaptı” derdi. Eşim de onların eline baktığı için bi şey diyemez, bana hep “sabret” derdi. Sonra başka şehirden inşaat işi buldu, taşındık. Sadece işleri rast gitmeyince, eşyalarımızı bir odaya topladık, yatak odamızı alıp geldik. Evin kalan odalarını ev sahibi kiraya verdi. Fakat kaynanam beni de çocuklarımı da istemiyor. Eşim bizi bırakıp başka bir yere çalışmaya gitti. Beni gece kendi yatak odamda yatırmıyor “oraya konuk gelirse onları yatırırım” diyor. Çocuklarla beraber oturma odasında yatıyorum. Gündüz de çocuklara tv izletmiyor, onları alıp yatak odamda, halının üstünde oynatıyor, oyalamaya çalışıyorum. Elimden geldiğince evde her işi yapıyorum. Büyük çocuk ilkokula başladı, onu okula bırakıp gelene kadar bile diğerlerine bakmıyor. Bizim kursağımızdan rahat bi lokma geçirmiyor, bu sabah da gene kavga çıkardı, dayanamayıp bebeğimi aldım ve buraya geldim. Hocam çok kere intihar etmeyi düşündüm, emzikteki bu bebeğim gözümün önüne geldi, bıraktım.” Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ben ağzım açık dinlerken, talebelerin de sık sık onu onaylar şekilde adım atarını salladıklarını görmüş oldum.

– E, bu hanımla konuşacak kimse yok mu?

– Hocam o kimseyi dinlemez. Tekrar sınıfa döndüm:

– arkadaşlar, onunla bi konussanız.

Birisi söz aldı ve “Hocam bu gelinin dedikleri hep doğrudur, kaynanası benim de akrabam olur, hepimiz bu tarz şeylerin kavgasından yıldık, gelin çok eziyette, ben birinde gittim mevzuşmaya, beni kovmaktan beter etti, kimse onunla çıkışamaz” dedi ve sustu. – Ben gidip…

Ben gidip mevzuşayım!

– Olmaz hocam, anlattım diye kızar.

-Yakın akrabası filan yok mu, onu aracı edelim.

– Kimseyi dinlemiyor. – Annenler ne diyor bu işe?!!

– Kaçtığım için annem babam küs. Bir tek kardeşlerim mevzuşuyor.

-Neeee!!! Kaç yıldır görüşmüyor musun onlarla?!!

– Dargınlar hocam. Benim kimsem yok. Yine ağlamaya koyuldu. İçim darmadağın olmuştu.

-Annenin telefonu var mı sende?

– Var, kardeşlerimden aldım. Ama mevzuşmuyor benimle.

– derhal numarasını ver, ben konuşacağım.

– Olmaz hocam.

-Niye?!

– Olmaz hocam. Çaresizlik ne kötü bir şey allahım. Kimsesiz olmak, kadın olmak, anne olmak bazıları için ne ızdırap verici bir şey. Ya anne olmasına rağmen olamamak?!! – Ya sen numarayı ver. Onların bu şekilde bir dargınlık yapmaya hakları yok. Ne olursa olsun sen onların evladısın. Seni bu şekilde kimsesiz bırakamazlar. Onlarla ne olursa olsun konuşman lâzım. Durdu, sakinleşti ve “tamam hocam, onları arayıp konuşacağım, benim ne çektiğimi onlardan kimse bilmiyor, hepsini anlatacağım” dedi.

-Söz mü? – Söz hocam. Bugün çocuğu okula gönderince telefon edeceğim. – Eğer bu gün mevzuşmazsan, yarın numarayı bana vereceksin ben mevzuşacağım. – Tamam hocam. – Bak bir daha aklına intihar filan getirme. Bu çocukların büyüyecek, her biri aslan şeklinde bir delikanlı olacak. Onlar annelerine sahip çıkacak ve yaşadığın her şeyi unutturacaklar sana. Buna inanmanı isterim. -Tamam hocam, tanrı razı olsun. Sen beni dinledin, anladın, teselli verdin ya allah ne dileğin var ise versin. – Tamam o zaman. Senin için ders sonlandı. İster burda dur, ister git.

– Gideyim hocam. Aklım oğlanlarda kaldı. Okula filan götüreceğim, dersine baktırırım.

– Peki, sen bilirsin Onu gönderince epey süre kendimize gelemedik. Biraz daha konuştuk onun hakkında, çözüm arayışı yapmaya çalıştım ama olmadı. Daha sonra derse başladık. O gece devamlı onu düşündüm. Dualar ettim, kendi kendime ne yapabilirim, diye gamlanıp durdum. Ertesi gün kursa gittim ve derse başladık. Kapı çaldı, o geldi. Normalde evde iş güç yaptığı için birazcık geç kalıyordu.

Erkenden görünce şaşırdım. Yüzündeki ifade beni daha da şaşırttı. Hemen masaya aldım. O da bana bakıyor, bir şeyler sormamı bekliyordu. Allahım ya Rabbim, bir insan bigün sonrasında bu kadar mı değişmiş olur, bu kadar mı gençleşir, ne yaptılar bu kadına, torba torba kan mı verdiler?!! Yoksa yüzüne canlı bir makyaj mı yaptı?! Onun gözleri bu kadar parlak mıydı?! Dişleri de ne güzelmiş. Bir insana gülümsemek bu kadar mı yakışır?! Tebessüm de bulaşıcı, derler. Ben de gülümsedim ve:

-Ne oldu, yüzün gülüyor, dedim.

-Sorma hocam. Akşamüstü babamın da evde olduğunu planladığım bi saat kızkardeşimi aradım.

Anemi istedim telefona. Gelmesi için kardeşime yalvardım, ısrarla mevzuşmak istediğimi söyledim. Nihayet kabul etti. Olan sona eren her şeyi ifade. Çok şaşırdı, üzüldü. Derhal babama anlatmış. Babam da burdakilere telefon açtı “siz bizim kızımızı sahipsiz mi sandınız, gelir alırım bi daha ne onu ne torunlarınızı görürsünüz” demiş.

Sorma hocam bizimkiler pamuk benzer biçimde oldular. Taaa, oradan eşim aradı, nasılsın, bir isteğin var mı, diye… Hocam tanrı razı olsun senden. Sen artık benim hocam değilsin, ablamsın, anamsın, seni hiç unutmayacağım, dedi. Bizde bir mutluluk, bir sevinç. Onu o şekilde okutup gönderdim. Daha sonra, çocuklara harçlık yapmak amacıyla çeyizinden kalan oyalı yazmaları sattığını söylemiş oldu. Ben de bir kaç tane aldım, ısrarla bir tane de armağan etti. Günler geçti, ara ara gelmediği oldu. Sorduğumda yevmiye usulü çapa ve tütün oluşturmaya gittiğini söylediler. Hakkaten biraz daha ferahlamıştı. Telefon numarasını aldım. Her süre beni arayabileceğini söyledim. Kurs sona erdi. Fakat bizim dostluğumuz bitmedi. Daha sonra telefonu kapandı.

Diğer talebelere sormuş oldum, eşinin geldiğini onları alıp çalıştığı yere götürmüş olduğunü söylediler. Bendeki numarası da silinince bağlantı tamamen koptu. Aradan birkaç yıl geçti. Nihayet bundan bir kaç ay önce telefonum çaldı, bilmediğim bir numara. Açtım, o… Sesi çok mutlu ve canlı geliyordu. İlk söylediği şu oldu “Hocam, sen sabret dedin, sabrettim hocam. Çok şükür şimdi her şeyim oldu. Eşim ve çocuklarımla çok mutluyum, seni hiç unutmadım, hep yakarış ettim.” Ne diyebilirdim ki, sustum ve onu dinledim. Şen sesini, duygu yüklü konuşmasını.

Daha sonrasında çocuklarının resmini gönderdi. Eşyaları güzel, aydınlık bir odada, çocukları yan yana dizmiş, oğlanlar 10-11 yaşlarında delikanlı olmuşlar, kız kardeşleri ortalarına almışlar öyle poz vermişler. Beni hiç tanımayan kız da dahil hepsi elleriyle kalp işareti yapıyorlar. Nasıl sevindim, iyi mi mutlu oldum. Dikkatimi çeken ilk şey, oğlanların da bayramlık şeklinde aynı ekipı giymiş olmalarıydı. Hepsinin üzerinde turkuaz mavisi bir hırka. Çok şık ve zarif kıyafetler içindeydiler. Kursa gelirken giydiklerini görünce, hakkaten level atlamışlar…”Hocam, çocuklar seni hatırlıyor” demesi de benim için ayrı bir sevinç kaynağı oldu. Böylece, ara ara görüşmeye ve konuşmaya başladık. Birkaç gün önce bana bir bildiri attı. Ne kadar heyecanlı olduğu yazısından belli oluyordu. “Hocam, biz buraya taşınırken hiç yastığım yoktu.

Kaynanamdan istedim. O da bir iki tane verdi. Kaynatam bize yatıya geldi. Onun başının altına verdim. Çok yüksek diye yatamadı. Bizimkinin yüzünü değiştirip onu verdim onu da biz aldık. Eşim de aynı şeyi söyleyince, içini birazcık boşaltayım da çocuklarinkine katayım, dedim. İçinden altın çıktı. Hocam, o zamanlar, bizler kaynanamla yevmiye usulü tütün yapardık, o benim paramı vermez, altın alır saklardı, kaynatama da eve yiyecek aldım, derdi. Bu altınlarda benim de hakkım var. Ama içim rahat etmedi ve sana sormak istedim, sen ne dersen onu yapacağım, cevabını temenni ediyorum, kimsenin haberi yok, bir tek büyük oğlan gördü” diyordu aslına bakarsak benim gönlüm “hakkın önüne gelmiş, al senin olsun” demekten yanaydı.

Fakat, bunun İslâm hukukunda başka türlü bir açıklaması olabilirdi. O yüzden “sen bir dur bakayım, şimdilik hiç kimseye bir şey deme, ben bir araştırayım” dedim ve İlahiyattaki İslâm hukuku hocamı aradım, ayrıntılı bir şekilde ona sormuş oldum. Sayın hocam şöyle dedi: -Tamam, gelin alacağı mevzusunda haksızlığa uğramış ama hakkını alma yöntemi, ona ilişik olmayan bir şeyi gizlice almakla olmaz. Eğer o altınların bir gramında bile kaynananın hakkı varsa bunu alması haram olur. Siz olaya duygusal yaklaşmışsınız, kadın bu durumda hırsız olur. Kayınvalide durumu anlayınca onu hırsızlıkla itham edecek. Bu daha kötü. Ama şöyle olabilir: Durumu ona söyler ve o günün hesabına gore yevmiye parası ne kadar tutarsa onu vermesi koşuluyla altınları iade eder. Bu şekilde hesaplaşır. -ama hocam bu durumda kayınvalidenin söylediği yalanlar ortaya çıkacağı için bunu kabul etmeyebilir. -İyi ya işte, o zaman altın gelinde kalır.

Söylemesi gerekiyor. Bu bilgileri aynen ona aktardım. Gece vakti mesaj geldi “Hocam, eşimle konuştum ‘boşver, ben sana daha fazla alırım’ dedi. Babasına söylemiş oldu, o da kaynanamı aradı. Kaynanam “Ben o altınları yevmiye paramla yapmış oldum, sen al, erişince bana verirsin” demiş. Ben de “ama baba onlarda benim de hakkım var” diyince ‘sen çok konuşuyorsun gelin, benim sinirimi bozuyorsun’ dedi.” – Boşver, dedim ben de “Senin en büyük zenginliğin eşin, çocuğun ve doğruluğun. Gerisini takma kafana…!” Gün ola harman ola. Allah imhal eder (mühlet verir) fakat ihmal etmez. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Eğer biri size, hele hele uzun solukta haksızlık ediyorsa, sizin kıymet ve değerinizi bilmeden ölmez.

Tecrübeyle durağan… SUNA İLHAN